ArşivHaziran, 2007

Polis, taraftar ve yine aynı senaryo

Evimden çıktım, hazır akşam yurtdışından misafirlerimiz gelecek biraz erken gideyim de Lincoln’un fotoğraflarını çekip koyayım diye düşündüm. Haber Türk sağ olsun 12 gibi gelecek dediği adam 11.15’te girdiğim havalimanında yoktu.

Tranway havalimanına girdiğinde korkmadım desem yalan olur. Yaklaşık iki yüz taraftar tezahürat yapıp camlara vuruyordu. Sevgilimi mi koruyacağım, kendimi mi koruyacağım derken kendi takımımın taraftarlarına birkaç Yugoslav faulü yaparak dışarı zor attık kendimizi. O arkadaşlardan da özür dileyim bir tanesinin boşluğuna geldi sanırım.

Bedava tranway kullanımı için gişelerde tünemiş taraftarları da aşıp Dış Hatların altındaki uzun koridora vardım. Alt girişi kapatıldığı için üstten otopark çıkışından girmemizi rica etti havalimanı güvenliği ve biber gazına karşı dikkatli olmamızı, mümkünse biraz beklememizi söyledi.

Ben beklemek istemedim, sevgilimden azarı yedim ve yukarıya çıktık. Ambulanslar vızır vızır önümüzden geçiyor, insanlar telaştan ne yapacaklarını bilemiyor. Acaba neler oluyor?

Taraflı, tarafsız bir sürü sinirli insan… Fotoğraf çekememenin verdiği acıyı geçiyorum… Geciktiğim için o kadar mutluyum ki… Tek başıma olsam neyse yanımda sevgilim var. Onu nasıl koruyacaktım 1.500 insandan…

Kapalı kapıları ve çatlak camları açıp içeri girebildik sonunda. Gözlerim doldu… Biber gazından mı yoksa utanmaktan mı bilemedim. (ki halen midemin bulanması biber gazından olabileceğini düşündürüyor)

İçerde spor gazetelerinde çalışan bir kaç arkadaşımla karşılaştım. “Ağabey birkaç fotoğraf verir misin?” Sorularıma “tabii ki hayır “ cevabı alıp ayaküstü muhabbete başladım.

N’oldu ağabey burada? Soruma utanarak sıkılarak yanıt verdiler. Roberto Carlos geldiğinde sonuna kadar taraftara açılan kapılar Galatasaray taraftarına kapanmıştı. 1500’ün üzerinde olduğu sanılan grupta itişmeler başlamış ve polis olaya müdahale edip birkaç kişiyi yaralamıştı.

Gözüme birden film şeridi gibi Fenerbahçe maçındaki olaylar geldi. Ne düşündüğümü anlamış olsa gerek “bir şeyler dönüyor berk” dedi. Ondan sonra komplo teorilerimizi paylaşıp güldük biraz. Ama sadece teoride kalmayan şeyler vardı elbet.

Önce Ali Sami Yen, sonra Atatürk Havalimanı… Polis ve Galatasaray taraftarı…

Yine mi tek suçlu taraftardı. Neyse bunları bir kenara bırakalım şimdi ne kadar para verdiğimizi hala bileme sekte Canaydın yönetiminde yapılan tek doğru transfere sevinelim.

He bu arada taraftar Canaydın ile barıştı sanmayın. “Yönetim istifa” diye bağıran taraftarlar, havalimanında “Fikrimiz değişmedi” diye bir de pankart açmışlar.

Hoş geldin Lincoln…

Dipnot: gözlerimin bulanıklaşması ve mide bulantısı bber gazına verilen normal bir tepki midir?

Feldkamp’ın taşırdığı bardak

“Pazartesi günü saat 17′de yapılması gereken toplantıya yöneticilerden Şükrü Ergün, Engin Akçakoca, Cengiz Özyalçın, Fatih Gökşen, Ali Gürsoy, Celal Gürcan, Atilla Kınay ve Vedat İrdelp çeşitli sebeplerden dolayı katılmadı. Yani 10 asil ve 5 yedek üyeden sadece dört asil ve üç yedek üye toplantıda yer aldı. Saray Yönetim Kurulunda alınan kararın geçerli sayılabilmesi için ise en az 6 asil üyenin alınan kararı imzalaması gerekiyor.”

Peki bu ne demek oluyor?
Feldkamp’ın sözleşmesi şuan için dernekler kanununa göre yeterli imza bulunmadığından geçersiz. Bu haberi Hürriyet’te okurken sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

Önce Feldkamp olayı sırasındaki bazı yorumlar:

Engin Akçakoca: ” Adnan bey. Biz transfer haberlerini basından duymak zorunda mıyız? Neler oluyor? Bize de biraz bilgi verir misiniz lütfen. Bu Feldkamp geliyor mu gelmiyor mu? Burada bulunanlar G.Saray Kulübü Yönetim Kurulu Üyeleri”

Şükrü Ergün’ün A.A’ya yaptığı açıklama: “Üzgün ve kırgınım. Feldkamp’ın teknik direktörlük yeteneklerini takdir edecek durumda değilim. Benim karşı olduğum şey, Kalli değil, karar süreci hakkında hiçbir şekilde bilgi sahibi olmamam. Feldkamp’ın takımın başına gelişi konusunda sadece benim değil, hiçbir yöneticinin daha önceden fikrinin olduğunu sanmıyorum”

Feldkamp, yaşıyla ilgili tepkileri ise şöyle değerlendirdi; “Bu tipik Türk düşüncesi. 74. yaşımı da kutlayacak olursam çok sevineceğim. 74. yaş gününü kutlayamayan çok insan var. Umarım 1 sene sonra hep beraber kutlarız.”

İlhan Cavcav: Feldkamp’ın gelmesi gayet normal ve olumlu bende 73 yaşındayım. Doğru karar

Evet, doğru karar Sayın Cavcav, sizin Fenerbahçe ile ilgili sözlerinizi ve el kol hareketlerinizi unutmuş değiliz. Feldkamp’tan da aynı davranışları beklemekteyiz.

Özhan Canaydın gidene kadar Galatasaray’ın içinde olduğu son yazımı yazmaktayım.

Şimdi gerçekleri anlatmanın vakti…

Ben bu Özhan Canaydın’dan neden haz etmem?
Dört nedeni vardır Özhan Canaydın’ı Galatasaray’a yakıştıramamamın.

1. Spor yöneticiliği konusunda bilgisiz olması

2. Galatasaray’ı bakkal gibi yönetmeye çalışması

3. Fairplay maskesi altında insanlara ağır suçlamalar ve ithamlarda bulunması

İlk önce Özhan Beyin ikinci seçimleri nasıl kazandığına bir göz atalım. Seçimlere yaklaşılırken bu seçimlerin iki aday arasında geçeceği belli idi. Yiğit Şardan güçlü ve projeleri hazır bir grup hazırlamıştı. Yiğit Şardan’ın Listesi: Özkan Olcay, Mehmet Cansun, Rıfat Karakimseli, Eşref Hamamcıoğlu, Sedat Doğan, Jerfi Tarık Fıratlı, Abdurrahim Albayrak, Mete Basol, Burak Elmas, Cem Ataç, Serol Acarkan, Mümtaz Tahincioğlu, Murat Yalçındağ, Hasan Mingü

Bu kadroda kimler vardı?
Bu kadro içinde Türkiye’nin en iyi yöneticileri, eski Galatasaray yöneticileri, Galatasaray’ın altyapı tesislerini hiçbir karşılık beklemeden yapmış insanlar ve en önemlisi mantıklı karar alabilecek bir “takım”.

Ve o Kara Seçimler

Seçimlerden önce şöyle bir sahne yaşandı. Araştırmalar Yiğit Şardan’ın yaklaşık 200 oy ile önde tamamlayacağını gösteriyordu ama birden Adnan Polat Bey çark edip Özhan Canaydın’ın listesine girdi. (Nedeni acaba Özhan Canaydın seçilemezse iki sene sonra başkanım sözünün gerçekleşmeyeceği olabilir mi?) Sabah görevli olarak Galatasaray Lisesi’ne girdik. 50 yaş üzerindeki ağabeylerimiz yerlerini almışlardı oy kullanmak için.

Birden o yaşta insanlardan beklemeyeceğimiz bir olay yaşandı. Tüm bu ağabeylerimiz Özhan Canaydın dışındaki oy pusulalarını yırtıp yere attılar. Özellikle Yiğit Şardan’ın pusulalarını. Ağabeylerimizden öğrenmek lazım tabii terbiyeyi. Bu hamle, oyları yerde gören insanların Yiğit Şardan’a oy atmayacağını ve zaten kararsız olan insanları çekmek içindi.

Oy kullandıktan sonra “Ooo Yeaaa” diye bağıranından tutunda bir sandıktan çıkan fazla oya kadar, koridorlardaki “Özhan Ağabeyci” gençlere kadar…

Sonuç

Feldkamp olayı artık bardağı taşıran son noktadır. SIFIR faizli kredi bulanların arkasından medya maymunu diyen, kendisini padişah zanneden, Galatasaray’ı 16 milyon dolar borç ile devralıp bu borcu 10 katına çıkaran ve hala geçmiş yönetimleri suçlama yüzüne sahip olan bir insan… Onlar 16 milyon borcu nasıl yaptı? Sen nasıl yaptın Canaydın? Ne daha fazla konuşmaya gerek var, ne daha fazla terbiyesizleşmeye… Şu Yiğit Şardan’ın seçim için vaatleri vardı ya… Alın onu terse çevirin elinize Özhan Canaydın’ın icraatları geçer.

Akılcı, profesyonel, kararlı, şeffaf ve cesur olmayı vaat ediyoruz.

Katılımcı ve birleştirici bir anlayışla hizmet vermeyi ve 25 milyon Galatasaraylıyı kucaklamayı vaat ediyoruz.

Her ne koşulda olursa olsun, Galatasarayın haklarını sonuna dek korumayı ve Galatasarayı asla, kimsenin önünde küçük düşürmemeyi vaat ediyoruz.

Her konuda işinin ehli insanlarla iş birliği içinde olmayı, her şeyi biz biliriz yanlışına düşmemeyi vaat ediyoruz.

Kendi şirketlerimizi hangi bilinç, özen, duyarlılık, dikkat, beceri ve profesyonellikle yönetiyorsak, Galatasaray
ı da aynı hassasiyetle yönetmeyi vaat ediyoruz.

Her yıl 20 milyon USD borçlanma yetkisiyle karşınıza çıkmamayı, şeffaf ve sürekli denetime açık olmayı, başarısız olma korkusu taşımadan proje, fikir ve hamle yapmayı vaat ediyoruz.

Galatasaray
ı 100.lükten kurtarıp, dünyanın en büyük ilk 10 kulübünün arasına taşımayı ve orada sürekli tutundurmak için gerekli tüm altyapıyı hazırlamayı vaat ediyoruz.

Yeter artık Canaydın…

Çok dip not: Fenerbahçe’yi de Feldkamp’a Roberto Carlos transferi ile yaptığı yaş önemli değildir desteğinden dolayı kınıyorum (: