“Manisa sıkıntısına rağmen… Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın ile Vestel’in patronu Ahmet Nazif Zorlu buluştu, tarihi birleşme için söz kesti. Kısa süre içinde resmiyet kazanması beklenen anlaşmaya göre erkek basketbol takımının adı Galatasaray Vestel olarak değişecek. Görüşme yalnızca basketbol sponsorluğu ile sınırlı değil. Vestel, Manisa’dan desteğini çekti ama, Zorlu’nun sıcak ilişkileri sayesinde Hakan Balta ve Selçuk İnan’ın da Sarı-Kırmızılı ekibe transfer olabilecekleri ifade edildi. Anlaşma borsaya açıklandı Geleceğe yönelik en büyük proje ise Galatasaray Sportif A.Ş.’nin, Vestel ve Crea ile imzaladığı ‘pazarlama’ anlaşması. Borsaya yapılan açıklamada, tarafların masaüstü ve dizüstü bilgisayar üretimi ve satışı için 1 yıllık lisans anlaşması imzaladığı bildirildi. Intel firmasının da dahil olduğu projeye Fenerbahçe ile Beşiktaş’ın da katıldığı, üç büyüklerin logosunun yer aldığı masaüstü ve dizüstü bilgisayarların yakın zamanda satışa sunulacağı kaydedildi.”
——
Bir Galatasaray maçı hatırlarım. Numaralıda kuzenimle maç öncesi klasik muhabbetlerimizi yapıyorduk. “Ağabey bu ne biçim olay ya skor tabelası bir maç düzgün çalışıyor, bir maç bozuluyor.” dedi kuzenim. Baktım bir skor tabelasına sonra döndüm “Vestel yapıyor ağabey ne bekliyorsun” dedim. Kuzenimin suratına bir kızarma oldu. O sırada arkamda bir kahkaha duydum. Bu tok gülüşün sahibi Ahmet Bey’di. Oğlu ile sürekli halı saha maçlarında karşılaşsamda kendisi ile nadirdir görüşmüşlüğüm. “Haklısın” dedi gülerek. Bu Galatasaray’lı ağabeyimiz şimdi Galatasaray için yeni bir projeye imza atıyor. Masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar, mp3 çalarlar… güzel bir fırsat var. En azından benim bir adet mp3 çalar alacağım kesin. Galatasaray Vestel adıyla bir basket takımı olmasının ise pek bir yarar getireceğine inanmıyorum. Basketbol için ayrı yönetim kurduk denildi ama basketbola giden paralar hep futbola akmaya devam etti. Eğer Türkiye ve Galatasaray, ilgi çeken bir basketbol ligi istiyor ise Galatasaray, Efes Pilsen ile birleşmelidir. Bu birleşme hem Galatasaray – Fenerbahçe hemde Efes Pilsen – Ülker yarışını alevlendirecek ve basketbola ilgiyi arttıracaktır. Vestel ile futbol takımı için bir oluşuma gidilebilir. Tabii ki Galatasaray gibi bir markanın Vestel Galatasaray gibi bir isim alması mümkün değildir ama tüm sponsorluk alanlarından yararlanılarak aynı etki verilebilir. Ama istifa et Canaydın… Senle güzel haberlerin bile keyfi yok…
ArşivMayıs, 2007
Galatasaray Vestel Spor Kulübü
Her eve bir Aysun!
Aysun Kayacı’nın PepsiMax reklamında öpüşmesi ve aldığı para “Gündem”den henüz düşmemişken şimdi bir başka olay ile “Sarsıldık”….
MANKEN Aysun Kayacı (26 – oh gazete haberi gibi)’nın reklam panoları için hazırlanan karton fotoğrafı iki gün içinde 120 eve girdi. 40 panoya konulan ve Aysun Kayacı’nın dudaklarını öpücük için uzattığı maketler üç defa yenilenmesine karşın sürekli çalınmış…
Kim istemez evinde her an öpücük için bekleyen bir Aysun… Şu ana kadar düşünülmüş en iyi pazarlama yönetimi olabilir.. İki pepsi kapağı getirene sizin öpmenizi bekleyen Aysun Kayacııııı…
Bende odamda bir tane görmek isterim şahsen… keşke ben rastlasaymışım.. kesin alırdım… Lakin bu kartonların panolarda olması kötü şimdi senden başka kaç kişinin öpeceği belli değil.. Böyle bir hizmet yapacaksan gel evime koy yahu…
Ben öyle herkesin öptüğü dudağı öpmem! Benim kartonum bana özel olmalı….
Cem Uzan’ın söylemleri gibi mübarek… HER EVDE BİR AYSUN OLACAK!
ve işte PEPSİ‘ye AÇIK MEKTUP
Sevgili Pepsi..
Mümkünse Kim Smith’in öpücük verirken ki real doll’unu da bir panonuza koyar ve bana haber verirseniz sevinirim…
Sevgilerimle
Nereden Nereye
Ah bana acı veren ilginç bir haberi sizinle paylaşmak istedim…
Tarih 19 Mayıs 1964. Yer Manisa Akhisar. Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde kız öğrenciler, kısa kollu gömlek ve kısa şortlu. Tarih 19 Mayıs 2007. Yer yine aynı. Ama, kızlar uzun kollu eşofman takımı giymiş
Manisa’nın Akhisar ilçesinde, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde kız öğrencilerin giydiği kıyafetler tartışma yarattı. 43 yıl önceki törende kızların şortla gösteri yaptığı ilçede, son törende uzun kollu eşofman takımının tercih edilmesi yadırgandı.
Akhisar’da, 1964′te şehir stadındaki geçit töreninde, kız öğrenciler beyaz kısa kollu gömlek ve beyaz şort giyip boyunlarına fular takarak, ayaklarına da kısa beyaz çorap ve bez spor ayakkabı giyerek yürümüştü.
43 yıl sonra, 19 Mayıs Cumartesi günü şehir stadında yapılan törene katılan kız öğrenciler, bu kez uzun kollu kırmızı eşofman üstü, ayak bileklerine kadar uzun eşofman altı, beyaz eldivenler ile değişik renkli spor ayakkabılar giydi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Akhisar Şubesi Başkanı Süleyman Şen, bu yıl törenlerde genç kızların giydiği kıyafetlerle, 43 yıl önce giyilen kıyafetlerin çok farklı olduğunu belirterek, “İki fotoğraf, çağdaşlık yolunda ne kadar ilerlediğimizi gösteriyor. Bu yıl yalnızca başların açık bırakıldığı kıyafetlerin özellikle seçildiğini sanıyorum” dedi.
CHP Akhisar Şube Başkanı Güngör Lalancı, 1964′de Akhisar Şehir Stadı’nda çekilen fotoğrafla 2007′de çekilen fotoğrafın, Türkiye’nin nereden nereye gittiğinin açık göstergesi olduğunu vurguladı.
Lalancı, “Çağdaş, Atatürkçü, cumhuriyetin ilkelerine bağlı idarecilerin giderek azaldığı bir gerçek” diye konuştu.
Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, 19 Mayıs törenleri için Kaymakam başkanlığında kutlama komitesi oluşturulduğunu belirterek şöyle dedi:
‘Renk bütünlüğü’ savunması
“Bu yıl 19 Mayıs gösterilerinde sadece jimnastik hareketleri yoktu. Aynı zamanda çeşitli tablolar sergileniyordu. Bu yüzden kızlar kırmızı, erkekler beyaz renkli kıyafetler giydi. Tablolarda yerde çizecekleri şekillerde renk bütünlüğü sağlanması için kıyafetler uzun kollu ve pantolon şeklinde tasarlandı. Örneğin, Türk bayrağı tablosu için kızlar beyaz eldiven giydi.”

43 yıl önce 43 yıl sonra
CANAYDIN Nerdesin?
Öncelikle bir önce yazdığım ve sildiğim yazı için özür dilerim olay sıcakken yazmamam gerektiğini farkedemedim. Zaten fikirlerim çok değişti.
19 Mayıs Cumartesi günü Ali Sami Yen’in adı verilmiş tuvaletsiz stadımızda bir olay yaşandı. Bazıları Galatasaray’ı asalım keselim dedi, bazıları her yerde oluyor bu olaylar dedi, bazıları Şükrü Saraçoğlu’nda olan olayların devamı dedi (ki bende buna dahildim).
NERDESİN CANAYDIN?
Yüreğim acıyor…Yıllar önce aşık olduğum kıza sarılma imkanı tanıyan o tribünler şimdi Galatasaray aşkımı öldürüyor. Yazının devamında o tribünde veya dışarıda olaylara karışan hiç bir yaratık hakkında konuşmayacağım, değmez bile…
Günlerden salı… aradan üç gün geçmiş ama Galatasaray’ımızın BÜYÜK Başkanı Özhan Canaydın ortalarda yok. Oysa kendisi çıkmalıydı ortaya… Saklandığı delikten çıkmalıydı… Galatasaray’ın hiç bir branşında maçlara gitmeyen, dernek dışında kimseye yüzünü göstermeyip deliğinde saklanan Canaydın; Galatasaray’ın her maçına giden insanlara karşı nasıl konuşur ki?
UTAN Canaydın! Sana Avrupa Şampiyonu bir kulüp bıraktılar, sen çemkirdin onlara borç batağındayız diye… Borcumuz ne kadardı yaklaşık 15 milyon dolar… Şimdi borcumuz ne kadar Canaydın SÖYLE!!! Hayali stada para verdiler dedin, sen onlarca milyon doları nereye harcadın Canaydın SÖYLE! Şimdi hangi GALATASARAY’ın Başkanısın sen CANAYDIN! Galatasaray kaldı mı?
Sen çıkmadıktan sonra insanların karşısına bu durumda bile… Sen kulüp başkanıymışsın, sirk cambazıymışsın banane? Sana ve seçimde sana oy verip, muhalefetin oy pusulalarını yırtan yandaşlarına “ağabey” diyecek kadar bile saygım yok! Galatasaray’lı olmak ne demek CANAYDIN SÖYLE!
Sen televizyona çıkıp vurmayacaksan yumruğunu… Bu olayları çıkartanlar TARAFTAR değil, hatta İNSAN bile değil demeyeceksen ben nasıl utanmam GALATASARAY’lı olmaktan…
Bu rezilliğin, bu başı boşluğun TEK SORUMLUSU sensin! Sen nasıl bir adamsın ki yönettiğin kulübün taraftarından korkuyorsun? Lideri olmayan bir sürünün sonu bu olur işte!
Şimdi istifa etsen ne yazar, istifa etmesen ne yazar… Şimdi çıksan haykırsan ne yazar, haykırmasan ne yazar… Şimdi stad yapsan ne yazar, yapmasan ne yazar… Şimdi olsan ne yazar, olmasan ne? Şimdi takıl sen kafana göre…
NASIL CEZA VERECEKSİNİZ?
Fenerbahçe’ye fıstık cezalar veren bir federasyon nasıl büyük bir ceza verebilir? Fenerbahçe stadında adam mı dövülmedi? Kafa mı yarılmadı? Ne ceza aldı Fenerbahçe? Şimdi nasıl ceza vereceksiniz?
Şimdi büyük bir ceza verseniz bu olayları yaratan varlıklar demeyecekler mi hani Fenerbahçe’ye ceza nerde diye? O zaman ne cevap vereceksiniz?
OLAYLARI POLİSİN ÇIKARMADIĞINI NERDEN BİLECEĞİZ?
1 Mayıs’ta yemek yiyen, sinemaya giden insanları döven bir polise nasıl güveneceğiz? Beni geçen sene stadtan çıkmak istiyorum diye dövmeye çalışan polise ben nasıl güvenirimde suç taraftarın derim? Hem ben Ali Sami Yen’de daha büyük olaylar gördüm, onlar neden yazılmadı?
Neden kimse kolu bacağı kırılan taraftarları, hastaneye kaldırılan taraftarları yazmıyor?
Daha yazmak istemiyorum… bu ülkedeki futbol hakkında…
Haftasonu Lakırtıları
Bir araya gelmediler
Geçtiğimiz günlerde İzmir’de buluşacakları hakkındaki bir duyumu yazmıştım fakat olmadı. Şimdi de neden olmadığını yazıyorum.
“CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile DSP Lideri Zeki Sezer, İzmir’de meydanları dolduran yüzbinlerce kişinin sloganlarına rağmen bir araya gelmedi. Böylece İzmir’de solda birleşme müjdesi bekleyenler hayalkırıklığı yaşadı.” Hurriyet
Yapılan görüşmelerde Baykal, Sezer’e birinci veya ikinci sıradan 20 milletvekili adaylığı önerdi. Sezer ise tüm parti meclisinin aday olması konusunda diretti. Bu nedenle iki “lider” ortak noktada birleşemediler. İlk kez Baykal’ın haklı olduğu bir nokta bulmak benim açımdan sevindirici.
Peki Sezer nerde hata yaptı? Yaklaşık 60 kişi için milletvekili adaylığı isterken unuttuğu bir şey vardı. Zaten partiyi kapatıp CHP’ye dahil olsalardı parti meclisleri birleşeceği için bu sayıya yakın bir adaylık sahibi olacaklardı. Yani ne demekmişşşşş… Parti meclisine girmek milletvekili adayı olma hakkını getiriyormuş. Yani neymişşşşş Sezer hatalıymış

Ermenistan’a, Eurovision’da 12 tam puan
Beş para etmez şarkıların yarıştığı bir Eurovision’u daha geride bıraktık ve sonuçta ise yine beş para etmez bir parça kazandı.
“Eurovision finalinde ülkemize hiç puan vermeyen Ermenistan’a, Türkiye’den 12 tam puan gitmesi Türk müzisyenler tarafından şaşkınlıkla karşılandı; Ermenistan’da da tartışmalara neden oldu” Hürriyet
Aklımda kalan tek nokta İngiltere’nin 12 puanı ve Türkiye’nin Ermenistan’a verdiği 12 puandı. İngiltere’nin 12 puan vermesinin dansçılar ile veya şarkıyla ilgili olduğu söylenebilir ama Türkiye’nin Ermenistan’a verdiği 12 puana şaşırmamak gerekir. Hepimiz Ermeni değil miydik? Tabii ki Ermenistan’a oy vereceğiz!
Haftanın spor olayı
Geçtiğimiz hafta sonu tahmin ettiğinizin aksine Fenerbahçe’nin şampiyonluğu değil asıl önemli olan. Karşıyakalı’ların Cumhuriyet mitinginde açtıkları pankart. İşte O Pankart:
Geçtiğimiz hafta sonu tahmin ettiğinizin aksine Fenerbahçe’nin şampiyonluğu değil asıl önemli olan. Karşıyakalı’ların Cumhuriyet mitinginde açtıkları pankart. İşte O Pankart:

DP Fiyaskosu
“DYP ve Anavatan’ın Demokrat Parti (DP) adında birleşmesi eski DP yöneticilerinden olduğu söylenen Cemal Şen’in girişimiyle tehlikeye girdi. Şen, iki partiden önce bir grup arkadaşı ile ‘DP’ isimli parti kuruluşu için İçişleri Bakanlığı’na başvurdu. DYP ve Anavatan, bir yandan başvuruya itiraz etmeye hazırlanırken, bir yandan da DP’nin geri alınması için ne yapacaklarını araştırıyor. ” HaberTurk

Radikal gazetesinde gördüğüm bir haberdi bu. Neden benim aklıma gelmedi diye düşünmedim değil aslında. Çok iyi yapmış Cemal Şen (Melih Gökçek’in desteği ile). Eğer hazırlığını yapmadıysan neden açıklarsın ismini be adam? Bu “yahoo” gibi çok iyi bir alan adını bulup, çıkıp televizyonda ismini zikretmeye benziyor veya dünya’yı değiştirecek bir sistem bulup patentini almamaya. Tebrik ederim. Bunu bile düşünemeyen insanların ülkemizi yönetmesini tabii ki isteriz!

Fener Sami Yen`de alkışlanacak mı?
“Fenerbahçe, Galatasaray maçı öncesi şampiyonluğunu ilan etti. Acaba Cim Bom da, Chelsea’nin Manchester’ı alkışladığı gibi Kanarya’yı alkışlayacak mı?” Milliyet
Rakipleri kazandığında saygısızlığını her fırsatta gösteren bir yönetime ve oyunculara sahip olan kulübü ne için tebrik edecekler? Hatırlayacaksınız ki geçtiğimiz senede Manchester’ın futbolcuları Chelsea’yi alkışlamıştı. Peki Fenerbahçe geçen yıl ne yaptı?
Önünde diz çöktüler
“Milletvekilliğine soyunanlar havalimanında karşıladıkları Deniz Baykal’ın yanından, kendisini uğurlayınca kadar bir an olsun ayrılmadı. Bazısı fotoğraf çektirdi, bazısı önünde diz çöktü, bir bölümü de kulak kulağa samimi görüntü verdi.” Milliyet
“Milletvekilliğine soyunanlar havalimanında karşıladıkları Deniz Baykal’ın yanından, kendisini uğurlayınca kadar bir an olsun ayrılmadı. Bazısı fotoğraf çektirdi, bazısı önünde diz çöktü, bir bölümü de kulak kulağa samimi görüntü verdi.” Milliyet
Milletvekili olmak… bazı insanlar için çok eğlenceli bir iş sanırım. Ceylan derisi koltuklar, yoklama zorunluluğu olmadan bir işin olması…. yan gel yat ve üzerine para kazan. Bir insan milletvekili olmak için neden yüz binlerce ytl harcar… kendisine nasıl bir geri dönüş sağlayacaktır? Bu parayı nerden bulmuştur? Benimde Tansu Çiller’in kafamı okşadığı fotoğrafım vardı 10 yaşındaydım sanırım. Fotoğrafı yırtmayıp milletvekili olmaya mı heves etseydim?
Baykal ve Sezer İzmir’de bir araya gelecek
“Solda birleşme”nin hız kazandığı bugünlerde, kulislerde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in İzmir’de düzenlenecek “Cumhuriyetine Sahip Çık” mitinglerinde bir araya gelecekleri söylentisi dolaşıyor.
13 ve 19 Mayıs tarihlerinde İzmir’de düzenlenecek mitinglerden birine Baykal ve Sezer birlikte gidecek ve katılacaklar. Birlikte gidememe durumunda ise, iki lider el ele tutuşarak halkı selamlayacak ve “Solda birleşme”nin tamamlandığını mesajını verecekler.
Ayrıca, Sezer’in CHP ile işbirliği olması halinde milletvekilliği için aday olmayacağının açıklanması üzerine de Baykal’ın yakın çevresine “Sayın Sezer aday olmayarak fedakarlık yapıyor. Ben de onu, CHP milletvekiliymiş gibi el üstünde taşıyacağım” dediği öğrenildi.
Biz Geldik – Güle Güle

Sağol Wikipedia (:
Şimdi asıl konuya gelelim. Türkiye’nin 12-13 yıl sonra Avrupa Birliği’ne dahil olacağı düşünülüyor. Türkiye, Avrupa Birliği’ne dahil olduğundan Avrupa’nın en büyük ordusuna sahip olacak ve Avrupa’nın ikinci büyük ülkesi olacak.
İşin komik tarafı ise CIA yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’nin 15 yıl sonra dağılacağını tahmin ettiğini duyurdu. Rapora göre Avrupa Birliği kendini geliştirecek reformlar yapamaz ise bu sona hazırlıklı olmalı.
Rapordaki en çarpıcı noktalar ise Brezilya’nın 2025′te Avrupa’daki tüm ülkelerden daha gelişmiş bir ülke olacağını söylemesi ve Avrupa’nın AIDS salgınına maruz kalacağını tahmin etmesi.
Onu bunu bırakalım kendi ülkemize bakalım. Raporda Türkiye ile ilgili hiç bir ibare yer almıyor ama insan düşününce bir gözünden yaş akıyor, diğer taraftan gülüyor.
Biz girdikten sonra veya bu süreç içinde dağılacak bir birlik için kendimizden neden ödün veriyoruz? Sadece politik çıkarlar adına neden bu işi uzatıyoruz? Ne zaman hak ettiğimiz için değil de AB’ye uyum adına reform yapmaktan vazgeçeceğiz
Ekstra içimde kalmasın bölümü
“Adını hatırlayamadığım Bilgi Üniversitesi’nde rektördü sanırım bir şahıs İsmet İnönü ile ilgili sürekli aklıma gelen bir olay anlatmıştı. İsmet İnönü 1959 yılında demiş ki… “Bu günleri görseydik bu ülke için savaşmazdık”
Olayın doğruluğu tartışılır ama benim yaşım müsait olmasa da bildiğim bir gerçek var ki bu anlaşma imzalandığında solcular karşı çıkmışlar. En azından bu bölümü gerçek.”
“II. Dünya Savaşı sonrasında temelleri atılan Avrupa Birliği 1950′de olgunlaşarak 1992′de nihai halini almıştır. Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ilişkileri 31 Temmuz 1959‘da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu‘na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar. AET Bakanlar Konseyi’nin başvuruyu kabul etmesi sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır. Bunu 1970 yılında imzalanan Katma Protokol izlemektedir. Türkiye’nin, sonradan Topluluk üyesi olan birçok ülkeden daha önce Topluluk ile ilişkilerini başlatmış olan bu iki önemli belge, o tarihlerden sonra ve 17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında halen devam etmekte olan süreçte Türkiye-AB ilişkilerinin hukuki dayanaklarındandır.”
Raporda AB’nin varolan ekonomik düzeni sürdüremeyeceği, yaşlanan nüfusun zayıflamaya neden olacağını, bugün Avrupa’daki Müslümanların yılda %13 artarken 2025 yılında %37 artış olacağını ve bunun AB politikalarını sarsacağı savunmuşlar.
Raporda yazanlar doğru çıkarsa Türkiye, AB’ye girdikten iki sene sonra AB dağılacak. 1959′dan bu yana uğraştığımız (!?) herşey boşa gidecek. Mümkündür ki o zamanda siyasetçilerimiz çıkacak ve diyecekler ki “AB bizi taşıyamadı. Biz çok büyük bir ülkeyiz.”
Sağol Wikipedia (:
Şimdi asıl konuya gelelim. Türkiye’nin 12-13 yıl sonra Avrupa Birliği’ne dahil olacağı düşünülüyor. Türkiye, Avrupa Birliği’ne dahil olduğundan Avrupa’nın en büyük ordusuna sahip olacak ve Avrupa’nın ikinci büyük ülkesi olacak.
İşin komik tarafı ise CIA yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’nin 15 yıl sonra dağılacağını tahmin ettiğini duyurdu. Rapora göre Avrupa Birliği kendini geliştirecek reformlar yapamaz ise bu sona hazırlıklı olmalı.
Raporda AB’nin varolan ekonomik düzeni sürdüremeyeceği, yaşlanan nüfusun zayıflamaya neden olacağını, bugün Avrupa’daki Müslümanların yılda %13 artarken 2025 yılında %37 artış olacağını ve bunun AB politikalarını sarsacağı savunmuşlar.
Rapordaki en çarpıcı noktalar ise Brezilya’nın 2025′te Avrupa’daki tüm ülkelerden daha gelişmiş bir ülke olacağını söylemesi ve Avrupa’nın AIDS salgınına maruz kalacağını tahmin etmesi.
Onu bunu bırakalım kendi ülkemize bakalım. Raporda Türkiye ile ilgili hiç bir ibare yer almıyor ama insan düşününce bir gözünden yaş akıyor, diğer taraftan gülüyor.
Raporda yazanlar doğru çıkarsa Türkiye, AB’ye girdikten iki sene sonra AB dağılacak. 1959′dan bu yana uğraştığımız (!?) herşey boşa gidecek. Mümkündür ki o zamanda siyasetçilerimiz çıkacak ve diyecekler ki “AB bizi taşıyamadı. Biz çok büyük bir ülkeyiz.”
Biz girdikten sonra veya bu süreç içinde dağılacak bir birlik için kendimizden neden ödün veriyoruz? Sadece politik çıkarlar adına neden bu işi uzatıyoruz? Ne zaman hak ettiğimiz için değil de AB’ye uyum adına reform yapmaktan vazgeçeceğiz
Ekstra içimde kalmasın bölümü
“Adını hatırlayamadığım Bilgi Üniversitesi’nde rektördü sanırım bir şahıs İsmet İnönü ile ilgili sürekli aklıma gelen bir olay anlatmıştı. İsmet İnönü 1959 yılında demiş ki… “Bu günleri görseydik bu ülke için savaşmazdık”
Olayın doğruluğu tartışılır ama benim yaşım müsait olmasa da bildiğim bir gerçek var ki bu anlaşma imzalandığında solcular karşı çıkmışlar. En azından bu bölümü gerçek.”
Polis, Kürkçügil’e neden tokat attı?
1 Mayıs’ta polisin darbe misali güvenlik önlemleri ile karşılaştık. Üzerimiz aranarak Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçebildik…
Bu konular çok tartışıldı üzerine konuşacak pek birşey kalmadı. Yeteri kadar tartışılmayan tek konu ise bir “polis”in restoranda yemek yiyen Özgürlük ve Dayanışma Partisi kurucularından Masis Kürkçügil’e tokat atmasıydı.
Bülent Usta’nın (CNNTURK) çektiği görüntülerde ekibinden ayrılan bir polisin restaurantta yemek yiyen 60 yaşındaki Küçükgil’in yanına geldiği görülüyor. Küçükgil, polise “Beyefendi, burada yemek yiyoruz” diyerek durumu izah etmeye çalışıyor.
Polis “yerinde” bir cevap veriyor “Osmanlı Tokatı”.. Helal olsun! Yaşadığı olay karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Küçükgil “O polisi babası çok dövmüş galiba” diyor.
Babasını bilmiyorum ama o polis dövülmeyi hak ediyor. Genelleme yapmak istemiyorum ama bana rastlayan polislerin hepsi bu tarz davranışlar sergiliyor. (altta bahsedeceğim)
Polisin Biber Gazı Stoğu Tükendi
Hatırlarsınız Çağlayan ve Tandoğan mitinglerinin ardından bayrak stoklarının tükendiği belirtilmişti. 1 Mayıs’tan sonra da “biber gazı” stoğu bitmiş emniyetin deposunda.
“Allah bunlar sanırım toplanıyor, kesin bunlar saldıracak bize, kesin olay çıkartacaklar… SALDIRIN!”
“Atın bombaları bunlar insan değil!”
—–
Sanırım geçen yıl Galatasaray ve Fenerbahçe, Türkiye kupasında karşı karşıya gelmişlerdi. Maç sonunda Fenerbahçe’li taraftarlar yenilgiyi kutlarken Galatasaray’lı taraftarlar ile atışıyorlardı. Polis ise bir çıkışı kapamış ve herkesi tek çıkıştan çıkarıyordu.
“Hadi çıkın kaşınmayın!”
Kaşınmadığımı belirtmek için aradan sıyrılıp çıkmayı denedim fakat kapının önündeki polisler o çıkışı da kapamıştı. “Pardon müsade edebilir misiniz?” sözüme kazağımdan beni merdivenlere iterek cevap vermeye çalıştı (ki kazağım yırtıldı) ve ardından bir sürü olay ve taraftarın polisi dövmesi ile sonuçlandı.
Ertesi gün bu polisi şikayet etmek için Mecidiyeköy’deki karakola uğradım ve polisin neden böyle bir ruh hali içinde olduğunu orda anladım.
Polis, Bu Şehrin İnsanını Tanımıyor
“İstanbul’da İstanbul’lu polis bırakmadılar. Haraç alıyorlar, samimi ilişkiler kuruyorlar diye gönderdiler hepsini başka şehirlere. Şehir dışından ve özellikle doğu bölgelerinden bir çok polisi İstanbul’a getirdiler ki bu süreç devamlı tekrarlanıyor. Bu şehrin polisi, bu şehrin insanını tanımıyor. Kendisini ezik hissediyor ve bu nedenle böyle davranışlar içine giriyor.”
Bu yukarıdaki sözler bana ait değil orada bana saldıran polis hakkındaki şikayetimi değerlendirmeye alan ismini açıklayamadığım birine ait.


Aslında bu durumu açıklayan en doğru sözler bence.
Hükümetin Tandoğan Sendromu
Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinin ardından bugün 1 Mayıs için inanılmaz önlemler alındı. Köprüden Anadolu yakasına tüm arabalar aranarak tek şeritten geçiriliyor. Araba kuyruğunun sonu gözükmüyor. Köprüye bağlanan tüm yollar, ara yollara kadar tıkandı. İnsanlar işlerine yürüyerek gitmeye çalışıyor.
Taksim’de ise tam bir rezalet söz konusu. Habercilerin merkezlerine haber geçmesine izin verilmiyor. Canlı yayın araçlarının ruhsatları toplanmış durumda. Gizli gizli yayın yapan muhabirler yakalanmaktan korkuyor. Polisin kendilerini eğer “görevlerini” yaparlarsa cezalandırılmakla tehdit ettiğini belirtiyorlar.
Şehir dışından gelen tüm araçlar durdurulmuş durumda. Hareketlerine izin verilmiyor veya mümkün olduğunca engelleniyor.
Hükümet korkuyor! Tandoğan ve Çağlayan’ın ardından bir darbe daha almaktan korkuyor. Bugün tabii ki toplanacak halk hükümete karşı sloganlar atacak. Hükümet son darbeyi almaktan korkuyor.
İşlerine, okullarına ve tabii ki mitinge gidemeyen halk, hükümeti ve Vali Muammer Güler’i protesto ediyor.
Her yere asılan pankartlara bir yenisi eklenecek gibi “Korkusuz Başbakanım Hizmet Aşkınıza Hayranız”

