ArşivMart, 2007

Hortuma Doğru

Orhan Veli Kanık’tan özür diliyorum öncellikle böyle bir terbiyesizlik yaptığım için lakin artık bazı şeyler insanı çileden çıkartırken duygularımı en sade bir şekilde anlatmamı sağladı… “Hürriyete Doğru” şiirini “Hortuma Doğru” olarak değiştirdim. Umarım kısa sürede yaptığım bu değişiklik okunası bir şiir çıkarmıştır ortaya. Tekrar tekrar özür dilerim Orhan Veli Kanık…

Hortuma Doğru

Gün doğmadan
İlkokul çağındaki çocuklar fabrikaya giderken çıkacaksın yola
Açım yazılı pankart tutan köşedeki “dilsiz” ağabey bütün paranı isteyecek bağırarak
İçinde işe hangi yoldan gidersem iki saatin altında orda olurum düşüncesi
Gideceksin
Gideceksin 85′e binip Mecdiyeköy üzerinde
Belki Pinhani gibi bir şarkı yazarsın otobüste’de Haşmet Babaoğlu seni yazar köşesinde diye
Avutacaksın
Otobüste biri elbet birgün cüzdanını çalacak
Evinin kirasını bile karşılayamadığın maaşın gidecek cebinden
Birden
Kredi kartından haciz gelecek evine
Deniz kızları mı dersin artık kuşlar mı öptü dersin o baygınlık ile bilemiyorum
Bayramda çocuğuna cebindeki öğle yemeğine vereceğin simit ve çay parası
Baban belki sanada alırdı ferrariler, tankerler, fabrikalar….. özel hastaneler ssklı olduğu için reddetmeseydi de ölmeseydi
Heey!
Ne duruyorsun be, at kendini siyasete
Geride namusun mu kalmış aldırma
Görmüyor musun, her yanda bir başka rezillik
Yalaka ol, maşa ol, başkan ol, milletvekili ol, bakan ol
Git gidebildiğin yere…

Gerçekle kurgu arasında Çankaya

Salyangoz Yayınları’ndan Cumhurbaşkanı’na cinayet suçlaması. Hrant Dink’in öldürülmesinden 19 gün önce çıkan “Çankaya Kabusu: 864″ adlı kitap Dink’in cinayeti ile benzerlikler taşıyan hatta isimler dışında aynı olan kurgusunda Cumhurbaşkanı’nın ve Köşk’ün cinayetlerin arkasındaki güç olduğunu anlatıyor. Romanda dahi olsa böyle bir suçlamanın dile getirilip getirilemeyeceği ve bunun suç olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu oldu. Bazı hukukçular bununda bir suç olduğu görüşündeler. Romanda olsa mevcut Cumhurbaşkanı’nın katil yada azmettirici olarak göstermenin suç unsuru olduğu düşünülüyor.

Türkiye ve Dünya Hrank Dink suikastini konuşurken ATV Ana Haber bülteninde Paris muhaberiyle yapılan bir bağlantı şok etkisi yarattı.

Türkiye ve Dünya Hrank Dink suikastini konuşurken ATV Ana Haber bülteninde Paris muhaberiyle yapılan bir bağlantı şok etkisi yarattı.

Muhabir, önce Deveciyan ile görüştüğünü ardından da Le Monde’da çalışan bir ermeni gazeteciyle görüştüğünü belirtip “Ermeni gazetecinin Hrant Dink suikastinin Türkiye’nin yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkileme planının bir parçası olabileceğini düşündüğünü” söylüyordu.

Bu iddia sadece Le Monde muhabiri ile de gündeme gelmemiş suikastten 19 gün önce piyasaya çıkan “Çankaya Kabusu: 864″ adlı romanda da yer almıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi işlenen siyasal cinayetlerin önemli bir yer teşkil ettiği romanda ilk öldürülen gazeteci Hrant Dink süikastine bir çok açıdan benziyor.

Cinayetin günü aynı!

Romandaki Cumhurbaşkanı’da Hrant Dink cinayetinin ardından olduğu gibi suitkasti kınayan bir açıklama yapıyor ve işin en şaşırtıcı olan boyutu ise ilk cinayetin Hrant Dink suikastinde olduğu gibi bir Cuma günü gerçeklemiş olması.

Çankaya Kabusu adı romanda büyük bir gazete “Kara Cuma” manşeti ile okurlarına haberi duyururken, medyada “Faili Meçhul Cinayetlere Son” benzeri kampanyalar başlatıyor.

Bu iddialar sadece roman veya Le Monde’daki Ermeni gazeteci ile de sınırlı kalmıyor. Hrant Dink’in avukatıda Dink’in Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ülkeyi yönlendirmeye yönelik bir cinayete kurban gitmiş olabileceğini söylüyor.

Romanın öngörüleri bu kadarla da kalmayarak cinayet sonrası güvenlik güçleri arasındaki tartışma ve birbirlerine yaptıkları “Cinayete karışan isimler sizin kontrolünüzdeydi, neden önlem almadınız” suçlamalarını ve gözaltına alınan tetikçiye Samast gibi iyi davranılması gibi yaşadığımız olaylardanda bahsediyor.

Romanda öldürülen ikinci gazetecide Dink gibi muhalif ve bağımsız bir isim. Ölümüde aynen Dink gibi bir silahlı saldırı sonucunda gerçekleşiyor.

Romanda olaylar üst düzey bir Köşk bürokratının gözünden anlatılıyor ki bu da akıllarda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olabilir mi sorularını yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Bunalım’da!

Veli Denizhan Kalkan’ın kaleme aldığı ve Salyangoz Yayınları tarafından piyasaya çıkartılan “Çankaya Kabusu: 864″ adlı politik romanda ayrıca Cumhurbaşkanının seçim öncesi yaşadığı kaygı ve girdiği bunalımda konu ediliyor.

Romanda Cumhurbaşkanı ve yakın çevresi sürekli “Cumhuriyet karşıtı odaklar”ın komplolarına karşı durmaya çalışırken kendilerini bir şüphe girdabının içinde buluyor. Farklı kesimler ile dirsek temasına giren bu şahıslar Atatürkçü çevrede büyük bir hayal kırıklığı yaratırken, ard arda işlenen cinayetler de Köşk’e hakim olan şüphe girdabını adeta bir kasırgaya çeviriyor.

Ve Dahası


Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Atatürkçü çizgisiyle tanınan bir gazeteci ve bir istihbarat görevlisi öldürülüyor. Gazeteci bombalı suikasta kurban giderken çok tanınmayan ama kilit görevde bulunan istihbaratçının ölüm nedeni kayıtlara kalp krizi olarak geçiyor

Subayların siyasete müdahale çabaları

Kitabın konu aldığı diğer bir kesim ise gizli gizli toplanan ve siyasete müdahale çabası içinde olan genç subaylar.

“Toplumu iyi tanıyorum”

Veli Denizhan Kalkan’ın Aktüel’e yaptığı açıklamada Kalkan, romanının Hrant Dink cinayeti ve sonrasında yaşanlara çok benzemesine ilişkin olarak “Bazı şeyleri bilmek için kâhin olmaya gerek yok, romanda anlatılan tüm kesimleri iyi tanımak yeterli! Anlatılanların gerçeklerle örtüşmesi anlamında soruyorsanız bazı şeyleri bilmek için Türkiye’de kâhin olmaya gerek yok. Bunlar Türkiye’de sürpriz olarak karşılanacak cinsten değil. Roman yazmak için gerekli olan esas şey hayal gücüdür. Toplumsal hayatla ilişkili unsurları göz önüne sermeyi amaçlayan bir roman yazacaksanız o toplumu iyi tanımanız gerekiyor. Yani burada özel bilgi kaynakları var mı konusu ikinci derecede bir öneme sahip. Özel bilgi kaynakları çok spesifik konularda yazılan romanlarda belki gerekli olabilir. Onun dışında romancının esas malzemesi yazarın odasına kapanması ve beynidir. Buradaki gerçekçiliğinin başarı ölçüsü de toplumu tanıma düzeyiyle doğru orantılıdır. Romanda anlattığım tüm kesimleri iyi tanıyorum. ” diyor.

Gerçek ile kurgu, yüzyıllardır birbirine giren iki kavram. Aslında geçmiştede bu tarz kehanetler gerçekleşmiştir. Daha önce yaşanan olayların tekrarına kehanet denirse artık. Tarihin tekrardan ibaret olan bünyesine bir virüs gibi girmiş bu tür olayların sadece kurgu olarak kalması da en iyi niyetli dileğimiz.

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü

Dünya “Emekçi” Kadınlar Günü ilk olarak 1900’lü yılların başında bir tekstil fabrikasında daha iyi koşullara sahip olmak için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleri ile gündeme gelmiştir. 8 Mart “eşitlik isteklerinin daha da yükseldiği” ve o yangında ölen kadınların anıldığı bir gündür.

New York’taki bir tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, uzun süre emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücretleri alamadıkları ve daha iyi yaşam sürmek için verdikleri mücadele sonucunda hiçbir şey elde edemeyince 8 Mart 1908 günü haklarını elde edebilmek için greve giderler.

Hem çalıştıkları firmanın hem de diğer işletmelerin patronlarının duydukları huzursuzluk ve diğer fabrikalara sıçrama endişesi nedeniyle fabrikanın kapıları kitlenir. Fakat hiç tahmin edemedikleri bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Yanan fabrikadan kaçmaya çalışan işçi kadınlardan çok azı başarılı olur çünkü fabrikanın etrafına barikatlar kurulmuştur. Bu yangında 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybeder.

Bu olayın ardından diğer endüstri kollarında da kadınlar mücadeleye devam eder ve mücadelenin sonucunda seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşulların ve aldıkları ücretlerin yeniden düzenlenmesi için çaba gösterirler.

Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921’de 8 Mart günü ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, seçme ve seçilme hakkı için ve daha iyi çalışma koşulları ile daha iyi bir yaşam hakkı için kutlanmaya başlandı.

Dünya savaşlarının ve ülkemizdeki gibi darbelerin 8 Mart’ı sekteye uğrattığı düşünülse de bugün hala kutlanmaya devam etmektedir. Fakat gerçek anlamı ile mi? Neden adı “Kadınlar Günü” olarak değiştirildi.

Araştırmalarım neden bu adın değiştiğini ortaya çıkarmasa da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1977 yılında 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kabul ettiğini biliyoruz. Acaba bu eşitlikler için savaşılması gereken güne farklı anlamlar yüklenerek asıl amacından saptırılmak mı istenmektedir? Burda erkeklerin bir manüpülasyonu var mıdır? Yorum sizin tabii ki…

8 Mart Dünya “Emekçi” Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun!

Her eve bir TeleKazık

Telekom’un Dün (1 Mart 2007) yürürlüğe giren olan yeni tarifesinin ardından 19 milyon aboneyi “Telekazık” kampanyasına katılmaya çağırıyorum.

Telekom “indirim” adı altında “bindirim” yapacağını açıkladığından bu yana vatandaşların büyük bir bölümü her zaman olduğu gibi tepkisizliğini koruyarak geceleri havaya karbondiyoksit salgılamayı sürdürdüler.. Türk Telekom’un, Telekomünikasyon Kurulu’nun onayladığı yeni tarife 1 Marttan itibaren yürürlüğe girdi ve bu tarife ile rekabetin olduğu milletlerarası, şehirlerarası ve GSM arama ücretlerinde indirime gidiliyor fakat rekabetin olmadığı ve Türk Telekom’un tek başına hizmet sunduğu şehir içi görüşme ücretleri ve sabit ücretlere yüzde 25 zam yapılıyor. Yani Türk Telekom tekel olmasını kötüye kullanıyor.Onu bırakın bu zammın kredi borçlarını kapatmaları için yapıldığını herkes biliyor ama üç maymunu oynarız biz.

Merkez Bankası’nın yaptığı açıklama ise beynimin en ücra köşesindeki son damlayı taşırıp buharlaştırdı. Aylık fiyat gelişmeleri raporunda ‘Türk Telekom’un telefon görüşme tarifelerinde yaptığı fiyat ayarlamalarının martta grup fiyatlarına belirgin olarak yansıyacaktır’ ifadesine yer verdi. Türk Telekom bu uygulaması ile enflasyonun düşürülmesine ilişkin yıllardan beri ulusal ölçekte enflasyona karşı yürütülen mücadeleyi boşa çıkartacak.

Amerikan Enformasyon Bakanlığı Mübarek

Amerika’nın uçaktan arapça notlar attığını biliyorsunuzdur Irak’ta. Halka bu savaşın onlar için olduğunu ve onların refahı için yapıldığını belirten, onları öven notlar. Her dönem yapılan bir kandırmacadır bu.

Evime gelen reklam broşülerinde büyük indirime gittiğini belirten Telekom annemi kandırdı! Saf saf biliyor musun telekom indirime gidiyormuş diyen anneme garipsiyen gözlerle bir süre baktım acaba gerçekten benim annem miydi yoksa evleri mi karıştırdım diye…
Anne benimdi ama bu reklam broşürü bildiğim broşürlerden değildi. Her yerinde indirim yazan bu broşürün içindeki her ibarede zam vardı. Yürü be Telekom.. Hitler’in senin gibi müdürlüğü olsa Rusya kendiliğinden teslim olurdu da Stalin grad’daki askerler onpunto anketindeki gibi Hitleri okşardı bile…

İşte Tüketici Birliği’de çok güzel bir kampanya hazırlamış her eve faturalar ile birlikte promosyon amaçlı gönderilecek kazıkları kullanmak istemeyenler için. Ayrıca Türketici Birliği bu konuda bir çok mahkemede davalarda açtı sonuçlanması beklenen.

Sizde destek verip topluma katkısı olmayan ve fotosentez ile yaşayan insanlardan olmak istemiyorsanız önce şu adresi – www.telekazik.org – ziyaret edin ve “Tepkini dile getir” bölümünden imzanızı gönderin. Ardından aşağıdaki kodlardan birini blogunuza veya sitenize ekleyin. (kodları kaldırdım http://www.telekazik.org bulabilirsiniz)

Not: Alakasız bir konuda yazımda yine ABD’ye laf atmış olmaktanda gayet mutlu ve mesudum