Heeey Nereye Gidiyorsun Yavrum… Kendini geliştirememiş insan benzeri türlerin en sık kullandığı laflardan biridir. Bu cümleyi ilk 93 yılında annemin elinden tutmuş karanlığın yeni yeni bastırdığı bir saatte eve giderken duydum. -Hey Nereye Gidiyorsun Yavrum? O zaman bunun bir kadın için ne kadar zor olduğunu anlayacak yaşta değildim elbet. Annemin eve girdiğinde döktüğü gözyaşlarını anlam verememiştim. Ya gece hastalansaydım ne olacaktı? O sokakta nasıl yürüyecektik? Sadece benim annem gibi boşanmış bir kadının derdi değildi bu. Bugün işe gelirken serviste bir kızda aynı konudan dert yanıyordu. Aslında hangi kadın yaşamıyor ki bu durumu? Güzel olmasına hiç gerek yok. Kibariye’nin anneside olsa orda bekleyen durumun değişeceğini sanmıyorum. Erkeklere bu özgüveni veren ne? Çocukluğundan beri erkek özeldir toplumumuzda. Aslan oğlum benim.. Kaplan oğlum benim… gibi hayvani lakablar ile başlar bu durum. Daha sonra ilk kız arkadaş edindiğinde. Baba sanki tatmin olmuşcasına bir his yaşar. Sanki kendisi kızla beraberdir. Konu kızlara gelince ise anne ve baba sahiplenicidir. -Bacaklarını Kırarım Senin Kadınların kendini koruyamayacağı gibi bir his vardır. Sen ona hiç kendini koruyacağı bir ortam yarattın mı? Yüz yıllardır eline bebeği verip eve, tarlaya kapatmadın mı? Kişisel tahminim fiziksel olarak kadınların geçmişte erkeğe daha yakın olduğudur. Yıllar boyu geri planda kalmanın bir fiziksel gerilemesi vardır. Kadın hiç mi suçlu değildir? Televizyonda poposuyla tanınmasıyla övünen kadınlar, erkeklerin kadınlara bakışını değiştirmiyor mu? Saçma sapan diziler izleyip, hayata tek bağlanma nedeni alışveriş ve diyet olarak tanımlayabileceğimiz kadınlara nasıl bir saygı duyulabilir. -Ay geçen Hülya Avşar tırnağını kırmış Zaten bu tarz ergenlik döneminden kurtulamamış erkeklere söyleyebileceğim hiçbir şey yok… Ama aranızda aklı başında olan kadınlara sesleniyorum… Aranızdaki çürüklere prim yaptırmayın, onları izlemeyin, onlarla arkadaşlık kurmayın, onların olduğu dergileri almayın, onlar gibi giyinmeyin ki sizinde çürük olduğunuzu düşünmesinler… Ayrıca o erkekleri yetişterenlerde siz kadınlar değil misiniz?
-Cehenneme Gelmez miydin?
-Niye?
-Banane yaaaa!
ArşivOcak, 2007
Heeey Nereye Gidiyorsun Yavrum…
Bir Garip Türban Sorunu
Almanya’nın Bavyera eyaletinde türbanlı öğretmenlerin ders vermesine izin verilmemesi Berlin İslam Topluluğunu harekete geçirdi. İslam topluluğu ilk önce Eyalet Anayasa Mahkemesi’ne yasağın kaldırılması yönünde başvuruda bulundu fakat başvuru reddedildi.
İslam Topluluğu, bu yasakla devletin tüm dinlere eşit biçimde davranma ilkesinin çiğnendiğini ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Bavyera Eyalet Mahkemesi’de okullarda türban ile ders verilmesini yasaklayan kararı onaylamış ve türban yasasının din özgürlüğü ve eşitlik ilkesine de aykırı olmadığını vurgulamıştı.
Aslında ilk başta herşey Müslümanlara karşı alınan bir tavır gibi gözüksede “Türban” sadece dinimize özgü bir örtünme biçimi değil ve Bavyera’da öğretmenlerin dinsel simgeleri kullanması yasak. Yani tek taraflı alınmış bir karar değil. Öğretmenler ne haç takabiliyor, ne rahibe kıyafeti giyebiliyorlar, ne papaz kıyafeti ile öğrencilerin karşısına geçebiliyor.
Aslında bu itirazı yapan insanlar özgürlüklerine çok mu düşkün? Yoksa özgürlüğü devletsizlik, kuralsızlık olarak mı algılamaktalar. Aynı Türkiye’dekiler gibi değil mi?
iPhone Bilmecesi

Apple, iPhone ürününü tanıttığından beri teknoloji dünyasında bir kafa karışıklığı söz konusu. iPhone, Cisco’nun 90′lardan beri sahibi olduğu bir isim. Apple iPhone ürününü tanıtmadan üç hafta önce Cisco Linksys, isim hakkını devreye sokarak iPhone adını ürünlerinde kullanacağını açıkladı ki zaten “IP Phone” adında ürünleri mevcuttu.
Bugün ise Cisco, iki farklı açıklama ile akılları karıştırmaya devam etti.
Cisco tarafından CNet’e yapılan açıklamaya göre Apple ile henüz bir anlaşmaya varamamalarına rağmen Apple’ın ürünü tanıtmasının son gönderdiklerini sözleşmeyi kabul ettikleri anlamına geldiğini ve önümüzdeki günlerde anlaşma imzalanacağını düşündükleri söylendi.
Cisco genel başkanı Mark Chandler ise yaptığı açıklamada “Cisco, Apple ile görüşmelerine iyi niyetle yaklaştı. Apple sürekli bizim sahibi olduğumuzu ismi kullanmak için izin istedi. Farkındayım Apple’ın yeni ürünü çok güzel fakat bizden öncelikle izin almaları gerekirdi. Bu marka bizim için çok önemli. Gelecekte limitsiz ve ucuz konuşma sağlayacak bu sistem ev ve iş telefonlarının yerini alacak, bu yüzden markamızı korumak bizim için çok önemli” diyerek dava açmaya hazırlandıklarını belirtti.
Apple şu ana kadar konu ile ilgili hiç bir açıklamada bulunmadı. Bu bilmecenin cevabının ne olacağı belirtilmese de Apple’ın başının çok ağrıyacağı aşikar.
Ölümün Gölgesinde Umutlar

Irak ve Amerika arasındaki savaş başladığından bu yana taraf olma konusunda çeşitli yorumlar yapıldı. Meclis ne kadar demoktratik ne kadar muhteşem, bakın nasıl da destek vermedik oyunları oynanıldı. Şuan ise geri dönüp baktığımızda iki ülkenin savaşında destek verek ülkelerden daha fazla vatandaşımız ölmüş.
Yaşanan olaylar nedeniyle Türkler, uçak ile ulaşımı tercih eder olmuşlardı fakat yaşadığımız son uçak kazası iş umutlarının ölümle nasıl iç içe olduğunu bir kez daha gösterdi. Irak’a işçiler özellikle Adana, Osmaniye ve Şanlıurfa’dan gidiyor. Sadece Adana’dan yaklaşık 5 bin kişi umudunu tehlikenin göbeğinde aramak zorunda kalıyor.
Bugüne kadar Irak’ta ölen Türk vatandaşının sayısı 100′ü aştı. Fakat yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle halen bir umut kapısı olmaya devam edecek gibi gözüküyor Irak. Keşke onlarda Türkiye’nin geçtiğimiz yıllarda yaşadığı iddia edilen gelişmeleri görebilseydiler… Yoksa gelişme sadece kağıt üzerinde mi?
Amerika’nın En Yeni Kurbanı

Amerika şimdi de Dünya’nın en fakir ülkelerinden birinde insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Amerikan güçleri Al-Kaide’nin Somali’de olduğuna inanarak bu yazının yazıldığı zamana kadar iki hava saldırısı gerçekleştirdi.
Somali’deki militan olduğu iddia edilen şahısların, 1998 yılında Doğu Afrika’daki Amerika Konsolosluğu’na yapılan bombalı saldırıların zanlıları olduğu düşünülüyor. Somali’den yapılan açıklamaya göre saldırılar sırasında bir çok masum vatandaş öldü. Göz yaşları içinde dört yaşında oğlunun öldüğünü anlatan baba ise Amerika’nın daha önceki sorumsuz davranışlarını hatırlattı.
Somali Devlet Başkanı’da “Amerika’nın Kenya ve Tanzanya’daki temsilciliklerini saldıran teröristleri bombalamaya hakkı var!” dedi. Açlık sınırı diye bir şeyden bile artık söz edilemeyen bir ülkenin devlet başkanı Amerika gibi bir ülkeye nasıl karşı gelebilir ki zaten?
Saddam Ölmedi mi?
Saddam’ın öldüğü günden beri herkes tartışıyor. Benim aklımı karıştıran üç konu var. Birincisi ufacık bir kan görüntüsünü bile sansürleyen Türk televizyonlarının Kanal D hariç öldüğü ana kadar idam görüntülerini göstermesi. Her türlü gereksiz şeyi sansürleyen, bir buçuk saatlik filmleri yarım saate indiren Rtük acaba bu konuda bir yaptırım uygulayacak mı?
İkinci husus idam öncesi uygulamanın adil olup olmadığı. Saddam’ın yaptığı eylemlerin arkasında hep Amerika’nın olduğunu ve Saddam beceremeyince arkasında çekildiğini düşünürsek, Yargılayan kuruma Saddam’ın hemen idam edilmesi ve kendisinin arkasında bulunduğu davaların açılmaması yönünde baskıda bulunduğu kesindir.
Üçüncü husus ise ölenin gerçekten Saddam olup olmadığı konusundadır. İdam gününden bu yana çeşitli sitelerde Saddam’ın görüntülerini inceliyorum. İdam görüntüsü ile yakalandığı zamana ve yakalanma öncesi zamana ait şöyle farklılıklar var. Saddam’ın yanağının üst kısmına kadar uzanan sakalı idam görüntülerinde yanağının altında bitiyor. Bu farklılık ise acaba ölen veya öldüğünü düşündüğümüz bir Saddam taklidi miydi sorusunu aklımıza kazıyor.
Amerika daha önce açıkladığı gibi Saddam’ın binlerce taklidi var ve bazıları onun aynısı demişti. Acaba ölen de onlardan biri olabilir mi?
Alternatif Son: Saddam Havai’de tatil yapmakta mıdır? :)